Fiziksel gücünüz düşmanı alt etmeye yetebilecek kapasitedeyken, şeytanî aklın karşısında bir anda sırtınız yere gelebilir.

Zihin savaşları, batının güç yetiremeyeceğine inandığı ülkeler karşısında uyguladığı bir strateji olmuştur hep. Bu ülkelerin en başında, Türkiye gelmektedir. Son 20 yıldır yoğun bir şekilde, ülke üzerinde bu stratejinin türlü şekillerini görmekteyiz.

Ahlâk operasyonları bu topraklar için biçilmiş kaftandır. Din ve ahlâk ile bağlarını kuvvetlendiremeyen bireylerin yoğun olduğu bu toplumda; 'İstanbul sözleşmesi', Toplumsal cinsiyet eşitliği' gibi nice operasyonlar, ayağı ve zihni kaymaya müsait bir zeminde, sabun görevi görmektedir. Zombileşen ve hipnoz olan bir toplumu da istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Toprağını da elinden alırsınız, emrinize amade de edersiniz.

Zihinsel işgâli kazananın, fizikî işgâle ihtiyacı yoktur.

*****

Şu süreçte intiharı düşünen insan sayısının, dünyanın genelinde ciddî artış gösterme ihtimâli yüksektir.

İntihar düşüncesinin, bu çağın özellikle rahat yaşam standardına sahip yahut ahiret inancı zayıf olan insan profilini yakalaması muhtemeldir.

Aksi profildeki insanlar ise, hayatın içerisindeki zorluklara bağışıklık kazanmış olduğundan, psikolojik anlamda daha sağlam ve rahattırlar.

*****

Müslüman bir çehre, bakmaya doyamadığım bir manzara olmuştur hep.
İbadetin, zikrin, iyiliğin, nezaketin izlerini yüzünde taşıyor özellikle bazı Müslüman sîmalar ve ben seyretmeye doyamıyorum.

*****

Pencereden bakarken Nuh'un gemisini de görsem, şaşırmayacak vaziyetteyim. Öyle de rahatım ki bir de, dedemin dediği gibi; "dünya deniz olsa, dizlerime gelmez." Toplumun her kesimi delirmiş ve neresinden tutsan elinde kalıyor. Hâkimi, öğretmeni, mühendisi, çalışanı, işsizi...Düzelme beklemiyorum, anasını ağlattık dünyanın. Köye yerleşeceğim, yiyin birbirinizi.

*****

Ne güzel söylemiş Zarifoğlu;
"Ne çok acı var..."
Düşündüğün zaman, insanın oturduğu yerde eriyesi geliyor.
Hz.Ömer'in de(r.a) insan olmanın ağırlığıyla, o mâkâma lâyık olamamanın korkusuyla söylediği gibi;
"Keşke bir ot olsaydım..."

*****

Samimiyetsiz samimiyetler gibi oksimoron tadında ilişkilerin ruhlarda oluşturduğu tümöre tek çaredir zarafet. Tüm kapıları açar, gönülleri yumuşatır, çirkini güzelleştirir. İçine düştüğü her tada özünü buldurur. Balı bile ballandıran bir iksir iken, hangi muhabbeti tatlandırıp, sergilediğiniz hangi insana kendini dünyanın en özel insanı olduğu hissini yaşatmaz ki?

Ojeli tırnaklara, pedikürlü ayaklara, incecik bedenlere, jilet gibi takım elbiselere, modern kalıpların etiketine zarafet tanımını iliştirmeye çalışmak... Burjuva hayatlara tahsis edilen davranış kalıplarının çok ötesinde olup, gözün görebileceği bir hoşluk değil iken, uzun zamandır yeryüzündeki varlığını unuttuğumuz, boşluğunu hiç bir karşılıkla dolduramayacağımız, ilişkilerimizin temeline oturtmadığımız müddetçe de birbirimizin kaba saba ruhunun enkazı altında inleyeceğimiz, insanı inşâ eden görkemli bir sanattır zarafet.

Anlatmadan, sevmeden, ikram etmeden, sormadan, konuşmadan önce, ilişkinin hangi kalıbı olursa olsun farketmeksizin evvelâ zarif olun ve muhatabınızda aradığınız en başat özellik olsun. Öyle ki öfkeniz gemileri yakacağı yerde, denizleri boca etsin ateşlerin üzerine. Zarafet, tüm ruhların tozunu alır efendim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.