Dayanamadım, mutlaka şehre inmeliydim, gözlerimle görmeliydim olanı biteni bu memlekette ... Huyum kurusun, kendi gözlerimle görmediğim bir konuda ısrarcı olamazdım... Telefon çaldı bizim oğlandı. Pek aramazdı kerata...Belli ki corona onun da huyunu değiştirmişti... Neyse güzel bir şeydi hani...’’ Baba ben üç haftadır bu evde çürüdüm ..’’ İsveççede çürüdüm kelimesini bilemediğim için, anlayamadım, ne oldun dedim... Neyse annesi imdadımıza yetişti de biri birimizi anladık... oğlum merak etme bu koşullarda 30 senede bile çürümezsin dedim. Demez olaydım ‘’ Neee, ben 30 sene böyle bekleyecekmiyim burada ...’’ 22 yaşında ama civ civ gibi, çocuk işte. Bu çocuklar babalarının gözünde neden büyümezler ki ...Hayır yahu, ne 30 senesi diye sakinleştirmeye çalıştım.... Babacım, ben balkonda acı biber yetiştirmek istiyorum...Kitap okumaktan ve internete bakmaktan bıktım, bana biber nasıl yetiştirilir söylermisin dedi... Ben biber nasıl yetiştirilir bilmiyorum deyince çok şaşırdı...Urfalı olduğumu bildiğinden biber yetiştirme uzmanı olduğumu sanıyordu her halde ... Biber tohumu nerede bulunur bir bakayım, sonra aklıma geldi, ilahi Mustafa biberin tohumu zaten biberde var değilmi diye aklıma geldi ...nasıl yetiştirildiğini internetten bulursam İsveççesini sana yazarım dedim, sevindi ...Şehre ineceğimi söyledim çok tepki verdi ‘’ hem bana çıkma diyorsun, hem kendin çıkıyorsun, bu nasıl iş ‘’ diye ortalığı velveleye verdi. Haklıydı ‘’ Ele verir talkını, kendi yutar salkımı ‘’ gibi bir şey olmuştu... Lam cim edip geçiştirdim ...

Ellerimi dezenfekte edip, kaşkolumu bir kaç kat sarıp burnuma kadar doladım...

Kapının önünden üç yüz metre uzaklıktaki Banliyö durağına kadar yürüdüm...Ortalık bir tuhaftı...Dört gün önce çıktığımda gördüklerimden eser yoktu...Her yer bomboştu...Beniadem yoktu...Arabalar da yoktu ...Banliyö durağına geldim, tek insan yoktu, duraktaki Tayland restoranı kapalıydı ve neden kapalı olduğuna dair hiç bir şey asılmamıştı kapısına...

Durakta benden başka kimse yoktu... Banliyö treni geldi, koca trende ben diyeyin iki, siz deyin üç kişi vardı ... Her şeyden tuhafı bilet kontrolörü de yoktu seyahat bedavaydı yani...

Yarım saatlik yolculukta en az on durak vardı ve duraklarda bilemem bir veya iki kişiydi binip inen...Otobüslerde ön kapıdan girişler inişler yasaklanmıştı, haliylen bedava olmuştu yani...

Yol boyunca pencereden dışarıya baktım, in cin top oynuyordu ... İki metro değiştirdim, önce centruma, oradan da, göçmen gettosu Rynkebye varacaktım... Türk bakkalından alacaklarım başka yerde yoktu çünkü...

Metronun ikisin de de çok ama çok az insan vardı... Yüz metreye ulaşan dik döner merdivenleride insanlar kenardaki tutunma yerine dokunanı görmedim...Özellikle bir kaç dakika bekledim...

İsveç halkı denge meselesinde akrobat olmuştu iki günde ... Maskeli iki kişiye rastladım, onlarda uzak Asyalı gibiydiler... Yalnız dikkatimi çeken bir şey vardı. Bu sıcak ve güneşli havada insanların çoğunluğu balıkçı yaka kazaklarını burunlarına kadar çekmişlerdi. Kaşkollar, fularlar aynı şekilde burnları gizleyecek şekildeydi. Anlayacağınız şehir misafiri az ve sessiz bir maskeli baloya dönmüştü.

İşin garibi göçmen semtinin meydanı da, çok tenhaydı... Saat 5,30 olmasına rağmen bomboştu ... Hepsinin fotoları var ...

Dönerken, saat 6 civarındaydı...Mekeze giden metro bomboştu ...bir düzineye yakın duraklarda inip binen üçü beşi geçmedi ...Düşünün bir, Cuma gecesi, güzel bir hava ve centruma gden metronun vağonlarında bir kaç kişi ...

Bu görüntünün nasıl sağlandığı sosyolojik açıdan yıllarca tartışılacaktır...

Bu nasıl olur da sağlanır...

Civatanın sıkıldığı açık ta, devletmi sıkmıştır civataları uoksa halkın kendisimi...

Yoksa ikisi birliktemi hareket etmişti...

Be senkronizeyi sağlayan dehşet dengiz güç neydi gerçekten ...

Devlet görünmeyen hangi önlemleri almıştır ...

Sorular sorular, sayısız sorular ...

Devletin yaşlılarla ilgili tutumu çok zalimceydi ...

Açık açık, yüzbinlerca yaşlı ve hasta insanların devlete getirdiği yük azaltılmak isteniyordu... Bu açıktı... Yaşlı bakım evlerinde ölenler gizlenebilir olmaktan çıkmıştı ...

Zaten devletin bu politikası ve stratejisi çelik soğukluğunda ortadaydı...

Dagens nyheter de ‘’ Sosyal demokratlar yaşlılara ihanet etti ... ‘’ başlığıyla yayınlanan yazı yenilir yutulur gibi değildi ...

Toplum bunun farkındayedı ‘’ Ahlaksızlar bugünkü düzeyimizi yaşlılarımıza borçluyuz şerefsizler...’’ benzeri haykırışlar az değidi ...

Bu süreç atlatıldığına gyotinin önünde bulunan sepete çok başlar düşeceği o kadar açık görülüyor ki, yöneticilerin her şeye rağmen bu soğuk ve sakin duruşları insanı ürkütüyor ...

Atila Altuntas şöyle bir haber paylaşmıştı İsveçten ‘’ İsveç Devlet Sağlık Müdürü Johan Carlson'den ilginç bir açıklama ''Koronodan ölen insanların sayısı o kadar önemli değil, 5 yıl sonrasının hesabını yapıyoruz'' Bu tür haberlerin sürüsüne bereketti... Ne kadar soğuk ve zalimce değilmi ...

Bu toplumda ne sıkı yönetim var ne de sokağa çıkma yasağı var. Gerekirmi ki ...

Dün akşam, Türkiyede sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde yaşanan curcunayı düşündüm de, bir karşılaşma yapsakmı acaba diye düşündüm...

Eve yaklaşırken bir kadın bindi banlijö trenine. Koca vagonda ikimizdik. Bir de ötede bir kız vardı...Mobilimi çıkardım ve bir fotoğrafınızı çekebilirmiyim dedim... Önce bilmemki dedi, biraz müteredditçe. Bir kaç saniye sonra, istiyorsan çek dedi...Çektim fotoğrafını.. Neden dedi...Bilmem, çok güzel görünüyorsunuz dedim...Güldü...

Belli ki Corana’nın yarattığı dehşetli atmosferi dağtmak istemiştim...

Yararı olmuşmuydu... Olmuştu sanki, bir kaç dakikalığına da olsa, karanlık dağılmıştı sanki ...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.