Bu ülkenin detayına ve tarihine inmeyi göze alırsak, yer kürede eşi menendi olmayan bu ülke hakkında gerçekten bir analiz yapmaya kalsak bu yazı dizisi bitmez. Hatta tek bir konu hakkında bir kaç kitap yazmaya kalksak bir kaç kitabın yetmeyeceği ortada. Hele çivi nasıl çakılmalnın kitabının olduğu bu ülkede, ben yazdım tamam demek için kafadan gayrı müsallah olmak lazım. Çivi nasıl çakılırın kitabı vardır dediğimde abartıyorum sanılabili ama, ne yapmak isterseniz, ne ile ilgileniyorsanız, abartısız iğneden ipliğe her konuda sayısız kitap vardır bu ülkede.

Bu bakımdan konuyu üç başlıkta özetin özeti bir kaç örnek vererek noktalamak istiyorum. Noktalamak derken, şimdilik noktalamak anlamında söylüyorum. İleride yeri geldikçe değinmek üzere noktalayacağım.

Bu konular.
1 – Düşünce özgürlüğü ne alemdedir bu ülkede .
2 - Polis nelere yetkilidir, halka karşı nasıl davranır.
3 – İşçi hakları ne düzeydedir.
4 – Kişiye veya millet vekili, bakan ve başbakanın toplumsal hayattaki ayrcalıkları ne durumdadır.
5 –Bireyin ekonomik durumu ne vaziyettedir.
6 – İsveçli de kibir ne vaziyettedir.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ NE ALEMDEDİR BU ÜLKEDE

Hiç uzun uzun anlatmaya gerek yok, 37 yıldır bu ülkede yaşıyorum ve aklıma bir şey geldi, bu düşüncemi söylersem acaba başıma neler gelebilir, sorgulanabilirmiyim, ceza alabilirmiym diye bir kuşkunun zerresini duymadım. Şu anda Stockholm’de yaşamaktayım. Aklıma ne gelirse yazarım, kimseye hakaret veya küfür etmediğim sürece hiç bir sorun yoktur Zaten aklıma bile gelmemiştir. Bu durum, sendika, dernek, parti, aklınıza ne gelirse gelsin her kes için geçerlidir. Bence bu paragraf mesele üzerinde düşünmeye yeterlidir.

POLİSİN DAVRANIŞI…

Bir çok olay anlatabilirim lakin uzatmamak için, bir tek örnek vereyim. İsmi lazım değil, bir arkadaşımız uygun olmayan bir elbiseyle, bir diskoteğe girmek istemiş, badigard engel olmuş, ( Şu anda Türkiyede bu iş nasıldır bilmiyorum, lakin burada badigardın bu hakkı var. ) Arkadaşımız badigardla kavgaya tutuşmuş, derken polis gelmiş ve kişiye sert bir şekilde müdahele edip kolunu bükerek polis otosuna tıkıştırmış. Arkadaşımızın kavga ettiği badigardla kavga olayı hiç konu bile olmadı lakin, polisin arkadaşımıza davranışı ciklet gibi uzadı. Mahkemeler falan dediysem, öyle küçük mahkameler değil, savcının avukatın hakimlerin olduğu oldukça ciddi mahkemelerdi. Bu mahkemeyi izlediğimde, savcının, kolunu nasıl büktün göster bana, ortaya çıkyorlar, nasıl kolu kıvırdığını sergiliyorler, peki neden gerek gördün buna gibi, yok nasıl tıkştırdın adamı arabanın içine gibi ahiret soruları karşısında hayretten hayrete düşmüştüm. Doğrusunu isterseniz arkadaşımı bırakıp polisin zavallı durumuna acıyasım gelmişti. Bence bu örnek yeter üzerinde düşünmek için…

İŞÇİ HAKLARI NE DÜZEYDEDİR…

Bir işçi bir iş yerine istihdam edilip işe alınmışsa ve deneme süresi olan bir yıl da dolmuşsa, hele bi de sendikalı ise ( Sendikaya ödenen aidatlar çok yüksek değildir ) işverenin haklı ve ciddi bir gerekçesi olmadan işçinin işçiyi işten atması çok zordur ve yığınla şartı vardır. Diyelim ki işveren öfkelendi ve işçiye seni attım dedi. Ozaman yandı gülüm keten helva olur işveren için. Tazminatlardan tazminat beğenmesi gerekir ve bu eşşek yükü miktarda para demektir.

KİŞİYE VEYA MİLLET VEKİLİ BENZERİ KİŞİLERİN AYRICALIKLARI VARMIDIR

Unutmadan söyleyeyim. İsveç bir şekilde siz kelimesini literatüründen çıkarmıştır. Diyelimki başbakanla konuşuyorsunuz, başbana siz diye hitap edilmez, sen diye hitap edilir. İlk geliğim yıllarda bu hitap şeklini çok yadırgamıştım ama zamanla alıştım tabi .
Oto tamirhanem diplomatların yoğun ve parlamentoya yakın olduğu için müşterilerimin arasanda bu tipler az değildi. Moderat partinin millet vekili vardı yakın ilşkim olan. Burjuva partisi olarak bilinen Moderat parti millet vekilinin davranışları çok ilgimi çekerdi. Her tamirat ödemesi yaparken faturayı dikkatlice inceler, hata varsam utlaka bulur, bulamaz sa, indirim talep ederdi. Çok zengin bir aileden geliyordu, yarım düzine dil bilen tuhaf bir adamdı. 12 Eylul sürecinde bir kaç kez Diyarbakır mahkemelerini izlemek için giden heyete katılmışlığı vardı. Çok sohbetimiz olmuştur, sohbetlerdeki liberal bakışı beni çok etkilemişti. Neticede burjuva partisi millet vekiliydi. Bir gün nasıl oldu hatırlamıyorum, şehre gidecektik, isterseniz sizi bırakayım ben de merkeze gidiyorum dedi. Ben oğlum Roj ve annesi üçümüz Tüğrkiyede külüstür olarak tarif edilebilecek Mersedesine bindik. Merkze yaklaştıkça trafik tıkandı. Gırgır olsun diye, sende ışıldak falan yokmu tepeye taksak da yollaer açılsa dedim. O side var bizde olmaz demişti de çok gülmüştük.

İSVEÇ’TE BİREYİN EKONOMİK DURUMU NE DÜZEYDEDİR

Bu ülkenin zengini çok zengindir, orta tabaka çok geniş bir yer tutar bu toplumda. Benim örnek alacağım, bu ülkede en fakirlerin yani her ne sepeple olursa olsun geliri olmayanların durumunu sergilemek olacak. Hiç bir geliri olmayanlar devlet güvencesi altındadır. Sosyal diye bir kurum vardır. Birayin ikametine göre kira üstüne asgari aylık gereksinimi hesaplanarak kişye ödenir. Yeni meslek öğrenmesi gerekiyorsa ve kişi istiyorsa bu konuda her türlü masraf extra olarak kişiye sağlanır . Hiç bir fert yaşamını sürdürmek için bir başka kişiye muhtaç değildir nokta. Bu konuda fazlasöze gerek yok sanırım. Engelli şahsın her gereksinimi devlet tarafından karşılanır, otomobil kullanabiliyorsa,gerekli tüm aksesuarlar ve değişiklikler yapılarak otomobili engelliye bedava verilir. Bazan bu gerekli restorasyon arabanın fiyatında fazla olabilir, bu jiç bir şeyi değiştirmez. Kullanılmış oto bu halde söz konusu değildir. Otomobil yeni olmak zorundadır, nokta. Bence fazla söze gerek yok.

İSVEÇ’TE KİBİR MESELESİ

İsveçliye kibir nereden gelmişse gelmiş ama felaket denecek düzeydedir. Bence hiç bir İsveçli bir göçmenin, özellikle asya, ortadoğulu, Afrikalı bir ilşverenin yanında çalışmayı hazmedemez. Çalışrçalışmasına ama, her davranışında adeta şunu ima eder ’’ Ben ki, sarı saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli ve uzun boylu ari bir ırktan geliyorum, sen ki beş para etmez bir kara kafasın. Sen benim patronum olamazsın. Sen bakma şu anda senin yanında çalıştığıma. İlk fırsatını bulduğumda burayı bırakırım…’’ Avrupalılar için bir derece tolerans vardır da, Amerikalı ise iş veren, o kadar bal kaymak olur ki, yalakalığına doyulmaz.

Açıkça görülen bu kadar olumlu niteliğe rağmen Corona meselesindeki bupolitika nasıl uygulanabiliyor. Be4nim inancım şu, yıllardır yaşlılar ve hataların devlete nasıl büyük bir miktara eriştiğini tartışan İsveç elitinin bu konuda istediği bir gözdü, Alah verdi iki göz misali oldu.

Uyguladığı politika, çelik gibi soğuk duygularına ve olağanüstü kendini beğenmişliğinde yatmaktadır diye düşünüyorum.

Diş doktoruna gittiğimde haliylen bana ağzını aç dediğinde açardım.. Ağzımı açtığımda ''vad duktik vad duktik'' ( oy ne becerikli, oy ne becerikli ) diye çığlık atarcasına seslrndiğinde çok öfkelenirdim. Bunun beceriyle ne ilşkisi var, biz maymunmuyuz ki, ağzımızı açınca büyük beceri göstermiş oluyoruz diye az tartışmadım.

( Böylece bu yazı dizisini burada bitirmiş olalım.
Sağlıcakla kalın, EVDE KALIN )

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.