Bugün dışarı çıkmam zorunlu bir hal almıştı.
Türkiyede çıkıkçı olarak aklımda kalan bir bakımın adı burada’ Kiro Praktik olarak oldukça gelişmiş bir tedavi şekli var.
Yürüyüşünüzde bir tuhaflık varsa, mesela bendeki gibi yürürken sürekli sola yükleniyorsanız, vücut iskelrtinin inşası bozuluyor ve inanılmaz ağrılar ve kramplara yol açıyor.

Özellikle daha önce 1975’de polisten yediğim dayaktan dolayı omurgamdaki zedelenme de buna eklenince, bu tür tedavilere uzun süre gitmediğimde inanılmaz ağrılara yol açıyor. En şiddetli ağrı kesic,iler bile tesir etmiyor.
Uzun zamandır bu tedaviye gitmiyordum. Hele bu Corona felaketinden dolayı hiç kimseyle yakın bir işleme girmek istemiyordum. Ancak ağrılar dayanılmaz hal alınca randevü istedim. Bir kaç kez ertelendikten sonra, bugün randevüme gittim. Bir kaç kez ertelenmişti randevüm, çeşitligerekçeler gösterilerek.

Banliyö durağına vardığımda ortalık oldukça tenhaydı, deyim yerindeyse ortalıkta in cin top oynuyordu.
7 Dakika vardı banliyönün gelmesine, dijital panelde öyle yazıyordu.
Bankta oturup beklemeye başladım.

Bir kaç dakika sonra dijital panel konuşmaya başladı. Bu panel genellikle banliyönün geç kalacağını veya her hangi bir aksaklığı haber vermek için konuşurdu. Bu kez farklıydı şöle diyordu…’’ Lütfen dikkat, eğer kendinizi hasta hissediyorsanız, lütfen banliyö ile seyahat etmeyin, eğer böyle bir şüpheniz varsa, şu an dinlemedeyiz, söyleyin sizin için hemen Anbulans gönerelim. Kurallara uyduğunuz için teşekkürler …’’. Bir an hastayım diye denemeyi aklımdan geçirmedim değil hani…

Banlliyö geldi ve içinde iki veya üç kişi vardı vagonda ve her kes çok uzak mesafe halinde oturuyordu. Kontrol yoktu ve seyahat bedavaydı. Sonra hastaneye en yakın durakta indim. Otobüse bindim, Eskiden bu mesafeyi yürüyerek giderdim, bu kez otobüsü seçtim…Nasılsa bedavaydı, şoför kapısı açılmıyordu ve orta kapıdan biniliyordu ve şoforün otırduğo yere gidememek için bir şerit çekilmişti …

Otobüste oturan bir kaç kişinin her biri otobüsün içine ve geniş aralıklarla serpilmişti. Seyahat bedavaydı. İsveç’te yaşayanlar bilir ki, her kesin aylık kartları vardır, bizim gibi az seyahat edenler, tane içeren kart alırlar ve her seyahatte bu kartla öderler, beleş derken bunu kast etmekteyim. Yani seyahat benim gibilere parasızdı derken bunu kast ediyorum…

Nihayet vasıl oldum Kiropraktik’e… En azından kırk dakikam vardı. Senelik ödeme sınırım dolmadığı için 200 kron ödeyip beklemeye başladım…

Personalin çoğunu tanıdığım için resepsiyondaki hemşireyle muhabbet ettik, nasılsın falan. Kendine dikkat et deyince, nasıl dikkat edeyim ki, 4 haftadır uğraşıyorum bir maske temin edemedim dedim.

Maske için doktorun reçete yazması gerek dedi. Bu doktor yazsın dedim. Olmaz dedi doktor yalnızca hemşire vb, ine reçete yazar. Sen en iyisi inşaat malzemesi satılan yere git orada bulabilirsin ama, onun da bu virüs meselesine ne kadar yardımcı olacağını bilemem. Doğru ya, benim oto tamirhanem varken kullandığımız maskelerin bini bi paraydı. En iyyisi oto yedek paeçaları satan bir firmaya gideyim, oralarda forsum hala vardır, belki maskeyi oradan temin edebilirdim. Lakin oraya ulaşmam için bir sürü otobüs değiştirmem gerekiyordu, artık başka bir gün giderim diye düşündüm.

Sohbete devam edince, Bu hükümet bizim ölmemizi istiyor, uyguladığı politika bunu gösteriyor demiş bulundum. Çok şaşırdı ve böyle bir duyguya kapılmış olman, ne kötü bir şey dedi. Bu duygu falan değil, bal gibi gerçek dedim. İasveçliler böyle konuşmalara pek alışkın değildirler.Türkiye ABD’ye bile maske hediye göneriyor, bu hükümet neden Türkiyeden maske istemiyor dwedim. Daha dün 48 yaşındaki adamı corona tesbiti yapılmışken eve göndermişler, Türküye hava anbulansı gönderip, Türkiyeye götürüp bakım altına aldı dedim. Öylemiii, Türkiye öylemi…Hem Türkiyede bedava maske da-ğıtıldığını duydunmu diye sordum…O Türkiyenin ABD’ye sağlık malzemesi hediye gönderdiğinde kalmıştı…Türkiye ABD’ye sağlık malzemesi hediye etti öylemiiii diye tekrarladı.

Bu ABD meselesi İsveçin yeddisinden yetmişi için adeta bir külttür. Ameriklı olsun da taştan olsun misali. İsveç’e ilk geldiğmde, yatılı olarak gittiğim okulda İsveçliler çoğunluktaydı, harf körü dedikleri vb. Rahatsızlıkları olanlarla beraber dil kursu görüyorduk. Aramızda ABD’den gelmiş, oldukça güzel bir kız vardı. Vay olmaz olaydı. Sınıfa giren kadınlı erkekli her İsveçli öğretmen yalnızca bu Amerikalıya dersi anlatırlardı. Sanki biz yoktuk, hele kızla bir Amerikan ingilizcesi muhabbetleri olurdu delirmemek elde değildi. Yaşlı genç öğretmenlerin bu Amerikalı kıza yaptıkları yalakalık midemi bulandırır kusmam gelirdi….

(Aslında yalnızca bir paylaşım yapmak için oturduğum klaviyenin başına uzadıkça uzadı yazı. Gördüğünüz gibi daha, ne isveçlilerin kibirine ne Kürdo Baksi’ye, ne de Fetöcü ve bizim eski solculara gelebildik…Bu kadar detaylı anlatmamın nedeni ’’ Şeytanın ayrıntılarda gizli olduğu ’’ na inanmamdandır…Hoş görün lütfen…. Hoşça kalın şimdilik ve EVDE KALIN…Devam edecek)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.