Bu haber kez okundu.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE İKİ FARKLI ERDOĞAN

Cumhurbaşkanı Erdoğan önderliğindeki AK Parti, 2011 yılında imzaladıkları “İstanbul Sözleşmesi”ni 2014 yılında yürürlüğe koydu. Bu tarihten itibaren kadın cinayetleri ve şiddet katlanarak artarken, eşcinsel sapkınlık daha da görünür olmaya başladı. Bu sözleşmeye paralel olarak çıkarılan ve kadının beyanını esas alan 6284 nolu yasa ile aile kurumunun temelleri dinamitlenirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Avrupa ve feminist örgütleri hem de sözleşmeye karşı olan Müslüman halkı teskin eden iki ayrı profil çizmeye devam ediyor.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün partisinin genel merkezinde “Türk Kadınının Seçme ve Seçilme Hakkını Elde Etmesinin 86. Yıl Dönümü” programında konuştu.

Erdoğan konuşmasında Avrupa’dan ithal İstanbul Sözleşmesi’ni tıpkı kadın dernekleri ve feminist örgütler gibi yorumlayarak sorunun sözleşmeden değil, uygulamadan kaynaklandığını savundu.

Erdoğan açıklamasındaki ifadeler şu şekilde:

"İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere, bu çerçevede zaman zaman yaşanan tartışmaların işin özünden ziyade hala süren yanlış uygulamalarla ilgili olduğunu düşünüyorum. Kimi yanlışları düzeltirken kimi yanlışlara yol açacak savrulmalara meydan vermeyeceğiz. Adımlarımızı toplumumuzu ayakta tutan dinamiklerin zarar görmesine yol açmadan atacağız. Uygulamaların doğru, adil ve sürdürülebilir istikamette yürümesini temin edeceğiz. Bunları başardığımızda bugüne kadar elde ettiğimiz kazanımları sadece lafzıyla değil ruhuyla da korumuş ve geleceğe taşımış olacağız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadınlara ve Avrupa’ya karşı böyle bir profil çizerken, öte yandan parti tabanında homurdananları ve Müslüman halkı ise bambaşka bir profil ile teskin ediyor.

Erdoğan toplumda İstanbul Sözleşmesi’ne karşı oluşan ciddi kamuoyunu teskin etmek için daha önce adımlar attı. Bu adımlar baştan sona fasit İstanbul Sözleşmesi’ni fesh etmekten ziyade günü kurtarıp, sözleşmenin içinde tepki çeken bir kaç maddeyi revize etmekten ibaretti.

Erdoğan'ın İstanbul Sözleşmesi ile ilgili "Tercüme metinler yerine artık kendi çerçevemizi kendimiz belirlememiz gerekiyor" diyerek muallakta bıraktığı boşlukları kurmayları ve AK Parti’ye yakın istediği gibi doldurdu.

İktidara yakın medya kuruluşları ağustos ayındaki bu açıklamayı kendileri yorumlayarak, “tartışmalı maddeye ya şerh konulacak ya da yeni bir sözleşme yapılacak. Erdoğan'ın kararını bu ay vermesi bekleniyor...” diyerek yayımlamıştı. Aradan 4 ayı aşkın zaman geçmesine rağmen iktidar kanadından henüz bir açıklama yapılmadı.

AK Parti, 4. Maddede yer alan ve en çok eleştiri alan "cinsel yönelim" ve "toplumsal cinsiyet kimliği" gibi ifadelerin revize edilerek ya da farklı bir tercüme ile seçmenin gözünü boyanabileceğini düşünüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 Haziran ayında Haliç Kongre Merkezinde STK temsilcileri ve kanaat önderleriyle yapılan istişare toplantısında, kamuoyunun ciddi anlamda tepkisine neden olan İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projelerine ilişkin, “İstanbul Sözleşmesi nas değildir, fesh edilebilir” ifadelerini kullanmıştı.

Bu tip farklı profillere bürünen Erdoğan’ın 2002 yılında katıldığı bir televizyon programında “Türkiye’de eşcinsel vatandaşlarımız var, eşcinsel vatandaşlarımıza Avrupa’da olduğu gibi evlilik hakkı gibi başka haklar tanımayı düşünüyor musunuz, kişisel olarak ne düşünüyorsunuz, eşcinsellere haklar tanınmalı mı tanınmamalı mı?” sorusuna verdiği yanıt en çok dikkat çeken açıklamalarından biriydi.

Erdoğan soruyu şöyle yanıtlamıştı:

"Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart. Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insani bulmuyoruz"

İktidarının en başından iki farklı profile sahip olan Erdoğan, bu tip farklı açıklamaları yaparak konjonktüre göre hareket ediyor.  

Kadını koumaya yönelik çıkarıldığı iddia edilen ve kadının beyanını esas alan 6284 nolu yasa ile milyonlarca baba evinden uzaklaştırılırken, uzlaştırmaya yönelik girişimler ise sözleşmenin içeriğinde yer alan kararlar gereği engellendi. Bu şekilde boşanmalar çoğalırken, evlilikler ise azaldı. Aileler 6284 ile bir daha birleşmemek üzere parçalandı. Eşlerin arasına kin ve nefret sokuldu. Babalar evden uzaklaştırılıp aileler savunmasız, direksiz bırakıldı.

Bu hususta en ileri giden ve haddi aşan açıklama ise KADEM’den gelmişti.

“Kadın ve Demokrasi Derneği” (KADEM), hakkındaki eleştirilere cevap verirken kullandığı skandal ifadelerle gündeme gelmişti. Rasulullah (s.a.v.) öğretilerini hayata geçiren kadın ve erkek sahabilerin rol model olarak kabul ettiklerini ifade eden KADEM, “Fakat bugün yaşadığımız sorunlar küreselleşen modern dünyanın sorunları” diyerek, İslam’ın çağın sorunlarına çare üretmediği imasında bulunmuştu.

Açıklamada şu ifadelere yer verilmişti:

Kadın ve erkek arasındaki adaletin kökleri ise Yaratıcının emir ve yasakları ile şekillenmiş, temelleri bizzat Hz. Peygamber tarafından atılmıştır. Onun öğretileri ve pratiğini hayata geçirmiş olan kadın ve erkek sahabiler bu alanda bizim rol modellerimizdir.

Fakat bugün yaşadığımız sorunlar küreselleşen modern dünyanın sorunları. Bu nedenle bu sorunlarla bizden daha önce muhatap olmuş kadınların tecrübelerinden faydalanmak durumunda olduğumuz da bir gerçektir.”

KADEM, “bizden önce bu sorunlarla muhatap olmuş kadınların tecrübelerinden faydalanmak” ifadeleriyle de Batı’yı izlediklerini işaret ettiği anlaşılıyor. Zira İstanbul Sözleşmesi, kadına karşı şiddetin ve tecavüzün ayyuka çıktığı ve ahlâki çöküntünün şiddetli yaşandığı laik Avrupa’nın toplumu teskin etmek için ortaya attığı bir proje. Bu sözleşmeye rağmen Avrupa’da kadına yönelik şiddet bir türlü engellenemiyor.

Öte yandan Soros tarafından fonlandıkları iddiasına cevap veren KADEM, bu iddianın iftiradan ibaret olduğunu belirterek reddetti. KADEM, Dışişleri Bakanlığına bağlı Avrupa Birliği başkanlığının açmış olduğu AB programlarının hibelerine başvurduklarını ve Avrupa’nın hoşuna giden uygun projelerinin gerçekleştirilmesi şartıyla hibe aldıklarını açıkladı.

Son olarak Erdoğan, tabanın duygularını okşayan açıklamayı İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi açılış töreninde yapmıştı.

Erdoğan açıklamsında, "Gerçek iktidarın fikri iktidar olduğunu gayet iyi biliyoruz. Genç bir nüfusa sahibiz ama medeniyet tasavvurumuzu hayata geçiremiyoruz. Fikri iktidarımızı hâlâ tesis edemediğimiz kanaatindeyim" ifadelerine yer vermiş şöyle devam etmişti:

Sonuçta, ülke ve millet olarak kendimizi kontrolsüz bir Batılılaşma fırtınasının içinde bulduk. Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek için çıkılan yolun en sığından, en bayağısından, en çarpığından bir Batı taklitçiliğine dönüşmüş olması, Cumhuriyetimizin en büyük kaybıdır.”

Erdoğan bu konuşmasında Batı taklitçiliğinden bahsederken, 2004 yılından Avrupa istediği için zinayı suç olmaktan çıkardıklarını itiraf etmişti. Ayrıca Erdoğan, Avrupa’dan ithal İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayıp uygulayarak adımı adımına Batı’yı izlemeye devam eden bir profil ortaya koyuyor.

Polonyahükümeti, aileyi ve ahlâkı hedef aldığı için sözleşmeden çekilmeyi konuşurken, Türkiye’de her konuda birbiriyle didişen muhalefet ve iktidar partileri “İstanbul Sözleşmesi”nin uygulanması hususunda hemfikir ve kim daha çok Batı’ya yakın yarışı halindeler.

Tartışılması gereken şiddet iken, şiddeti “kadına şiddet” diye kategorize eden İstanbul Sözleşmesi ile aile üzerinden bir oyun oynanıyor. Bu sözleşme ile şiddetin ise azalmadığı yıldan yıla katlanarak çoğaldığı feminist örgütlerin bile yayımladığı istatistiklere de yansıyor.

İstanbul Sözleşmesi ve uyum yasalarıyla ailede yıkım yaşanırken, eşcinsel sapkınlık da görünür hale gelmeye başlıyor. Genç evlendikleri için binlerce baba tecavüz suçlusu olarak cezaevlerinde çürütülürken, çocuklar babasız büyüyor. Kadınlar ise kocalarının yokluğunda tüm hayatın yükünü kaldırmaya zorlanıyor. Sözde hedefi kadına yönelik şiddeti önlemek olan İstanbul Sözleşmesi, bizzat kadına şiddet uyguluyor. Her konuda kadının beyanı esas alınırken, genç evlilikler konusunda kadınların beyanına kulak tıkanarak amacın aileyi yıkmaktan başka bir şey olmadığı ortaya çıkıyor.

Baştan sona batıl ve bozuk İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik ciddi bir kamuoyu oluşurken, Erdoğan önderliğindeki AK Parti, bu bataklıktan revizyona gidip sözleşmeye sahip çıkarak sıyrılmayı hedefliyor.

Ayasofya’nın ibadete açılmasının bile “İstanbul Sözleşmesi’ni Örtmeyeceği” kamuoyunda  konuşulurken, AK Parti’nin iki farklı profil çizerek hem Batı’yı hem de Müslümanları razı etme çalışmaları nafile bir çabadan ibaret.

Türkiye’de ekonomik tribülans yaşanırken, Avrupa ve ABD’ye sıcak mesajlar yollayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2011 yılında imzaladığı İstanbul Sözleşmesi hususunda Batı tarafından sunulan dar bir patikada ufak manevralarla yol almaya devam ediyor.

Çözüm İslam nizamı iken, Müslüman Türkiye halkı Batı'nın icad ettiği sözleşme ve nizamlarla ifsat ediliyor. Bu korkunç durum asayiş haberleri ile her haber bültenine yansırken, iktidar ve muhalefet partileri "İstanbul Sözleşmesi"ni sahiplenme hususunda birbiriyle yarışıyor.

kaynak:kd

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.