Öne Çıkanlar Türkiye Cemaatle Namaz Erdoğan teşkilat İlhami PEKTAŞ

Bu haber kez okundu.

AYM’YE RAĞMEN HİZB-UT TAHRİR YARGILAMALARINDAKİ ÇELİŞKİLER

2018 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından hakkında 7 ayrı hak ihlali kararı verilen Hizb-ut Tahrir yargılamalarında hukuk garabeti AYM kararlarına rağmen hala devam ediyor. AYM’nin Yılmaz ÇELİK ile ilgili hak ihlali kararı verdiği dava dosyasında yeniden yargılamayı yürüten Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesi’ni tanımayarak eski cezayı (7,5 yıl)  yeniden verdi. 30.11.2020 tarihinde yapılan karar duruşmasında verdiği karar ile Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi AYM’yi de tanımamış oldu. Yine İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden başka bir yargılamada ise savcılık yapılmayan konferans için 4 kişi için 52,5 yıl ceza istemişti.

Köklü Değişim Medya olarak dünden bugüne Hizb-ut Tahrir ile ilgili yargı sürecini en başından bugüne sizler için araştırıp derledik.   

HİZB-UT TAHRİR’E YÖNELİK YARGI ZULMÜNDE TARİHİ SÜREÇ

1960’lı yıllardan bugüne Türkiye'de faaliyet gösteren siyasi parti Hizb-ut Tahrir, çalışma metodu ve faaliyetleri bağlamında hiçbir değişiklik yapmadı. Fikri ve siyasi çalışma yapan Hizb-ut Tahrir hiçbir suretle cebir ve şiddeti tasvip etmedi. Hizb-ut Tahrir hakkındaki ilk yargılama dosyası 1967 yılında açıldı. O dönem 163. madde kapsamında yargılamalar yapıldı ve 6 aylık cezalar verildi. 163. madde yürürlükten kalkınca Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yargılamalar yapıldı ve Hizb-ut Tahrir “silahsız terör örgütü kabul edilerek” cezalar 36 aya çıkarıldı. Ardından 2003 yılında TMK’ya cebir ve şiddet ön şart olarak konunca Hizb-ut Tahrir TMK kapsamı dışında kalınca açılan dosyalar düştü ve tüm hükümlüler cezaevlerinden tahliye edildi. Lakin çok geçmeden 2006 yılında 3713 sayılı “terörle mücadele” kanununda yeniden değişiklik yapılarak “silahsız terör örgütü” tanımlaması çıkarıldı. Esasen bu değişikliğin de Hizb-ut Tahrir yargılamalarında lehe olması gerekirken maalesef öyle olmadı. Zira bu değişikliğe göre bir örgütün terör örgütü olabilmesi için cebir ve şiddet yöntemini kullanması şart olarak kabul edildi. Fakat yasa ve kanun bu kadar açık olmasına, Hizb-ut Tahrir cebir ve şiddeti, silahlı mücadeleyi reddetmesine rağmen hukuk dışı bir şekilde aleyhinde ceza kararları verilmeye devam edildi.  

NASIL MI?  

Yasa ve kanunlar Hizb-ut Tahrir lehine olunca devreye Yargıtay girdi ve hukuka aykırı şekilde içtihat kararları verdi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ilki 19.04.2004 tarihinde, ikincisi 24.04.2008 tarihinde verdiği iki ayrı içtihat kararında açıkça niyet okuması yaparak şöyle dedi: “TMK’daki terör tanımı belli olmakla birlikte, Hizb-ut Tahrir bu tanıma uymasa da, yani cebir ve şiddet yöntemini benimsemese de örgütün niteliği ileride şiddete başvuracağını göstermektedir.”

Yani Yargıtay açıkça niyet okuması yaparak 2001 ile 2017 yılları arasında 200'ün üzerinde soruşturma dosyasında yargılanan 400’den fazla kişinin 2000 yıla yakın ceza alması için yasa ve kanunlara göre hukuki olmayan bir zemin hazırladı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin aldığı bu içtihat kararlarını yerine geçen 16. Ceza Dairesi de devam ettirince, zulüm devam etti ve 13 ayrı dosyada yargılanan 105 kişi hakkında verilen 660 yıllık ceza onandı. Hem de Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT’ten gelen -bugüne kadar şiddet içeren hiçbir eylemine rastlanılmamıştır- bilgi notlarına rağmen bu hukuksuzluk devam etti.

ANAYASA MAHKEMESİ ZULME DUR DEDİ!

Hizb-ut Tahrir ile ilgili yargılamalarda en somut gelişme Anayasa Mahkemesi’nin 2018 yılında verdiği hak ihlali kararı oldu. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun resmi gazetede yayınlanan 19.07.2018 tarihli Yılmaz ÇELİK kararı yargılamalarda hak ihlali yapıldığını gösterdi. AYM bu genel kurul kararından sonra sonuca bağladığı tüm Hizb-ut Tahrir başvurularında da aynı şekilde daha hak ihlali olduğuna hükmetti.

AYM’NİN HAK İHLALİ KARARLARI VE GEREKÇELERİ

1- Genel Kurul Kararı: Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Yılmaz Çelik hakkında yürüttüğü iki ayrı yargılamanın ilki hakkındaki kararını 07.04.2011 tarihinde, ikincisi hakkındaki kararını ise 13.12.2011 tarihinde vermiş ve her ikisinde de Yılmaz Çelik hakkında Hizb-ut Tahrir’e üyelik suçlaması ile 6 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir. Bu kararına ise Yargıtay’ın ilamına dayandırmıştır. Bunu gören AYM “Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendi kararını dayandırdığı Yargıtay İlamı’nda Hizb-ut Tahrir’in neden terör örgütü kapsamında değerlendirildiği somut olarak tespit edilmemiştir.” demiştir.

Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının gerekçesinde şöyle geçmektedir:

“Terör örgütlerinin ideolojilerinin, ulaşmayı hedefledikleri nihai amaçlarının, toplum ve devlet hayatına yönelik eleştirilerinin başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerle ilişkili yönlerinin bulunması mümkündür. Ancak terör örgütlerinin söz konusu olduğu durumlarda ilk olarak değerlendirilmesi gereken, örgütün temel haklar kapsamında kaldığı iddia edilen fikirleri değil amaçlarına ulaşmak için anayasal bakımdan korunması mümkün olmayan şiddet yöntemlerine başvurup başvurmadığıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinden terör örgütünün varlığını veya sanıkların örgütle olan ilişkilerini ikna edici biçimde değerlendirmelerini beklemektedir. Bu değerlendirmelerin ise öncelikle adil yargılanma hakkı kapsamında kaldığı açıktır.”

“Öte yandan derece mahkemelerinde yürütülen yargılama süreci, tarafların iddia ve savunmaları ile mahkemelerin kararları ve başvuru formu dikkate alındığında asıl vurgunun terör örgütüne üye olma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı üzerine yapıldığı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle başvurucu hakkındaki soruşturma ve yargılama süreçlerinde bahse konu örgütün ideolojisi, savunduğu fikirler ve eylem tipi değerlendirmeye tabi tutulmamış; önceki mahkeme kararlarında Hizb-ut Tahrir'in bir terör örgütü olarak kabul edildiği olgusundan hareket edilerek başvurucunun söz konusu örgütün üyesi olup olmadığı üzerine yoğunlaşılmıştır. Bu sebeple derece mahkemelerinde yapılan yargılamalarda mesele Anayasa Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğü yönünden bir değerlendirme yapmayı mümkün kılacak şekilde ele alınmamıştır.”

 “Bu bağlamda ilk derece mahkemelerinin ve Yargıtay’ın Hizb-ut Tahrir örgütünün bir terör örgütü olup olmadığına yönelik hiç değilse bir kere değerlendirmede bulunması, gerekçelerini başvurucunun temel iddiaları ile mahkemelerin resen tespit edecekleri ve yargılamanın doğasının gerektirdiği sorulara cevap verebilecek nitelikte hazırlaması gerekirken bunu yapmadıkları anlaşılmıştır.”

“Sonuç olarak somut olayda başvurucu tarafından ileri sürülen ve yargılamanın sonucunu değiştirme ihtimali bulunan iddiaların dikkate alınmaması ve gereği gibi değerlendirilmemesi nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”

2- AYM Daire Kararları: 2014/13516, 2014/12920, 2018/568, 2018/1332, 2018/1340, 2018/3464 Numaralı Dosyalar

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun Yılmaz ÇELİK hakkında verdiği ihlal kararından sonra 6 ayrı başvuruda ilgili daireler de hak ihlali kararları vermiştir. Bu kararların hepsinde de AYM Genel Kurulu’nun verdiği ve resmi gazetede yayınlanan Yılmaz ÇELİK hakkındaki ihlal kararına vurgu yapılmaktadır. 

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi ihlal kararında başvurucuların “Anayasa’nın 36. Maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. “ şeklinde bir karar verilmiştir.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARINA RAĞMEN DEVAM EDEN HUKUSUZLUK

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu hak ihlali kararlarından sonra Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2017/174 Esas yine Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/483 Esas ve Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/392 Esas sayılı dosyalarında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu hak ihlali kararları emsal alınarak yeniden yargılanma yapılmış ve tüm sanıklar hakkında beraat kararları verilmiştir.

Ancak bazı yerel mahkemeler verilen bu 7 ayrı hak ihlali kararına rağmen AYM kararına direnip Yargıtay’ın hukuk dışı içtihat kararını gerekçe göstererek yeniden yargılama taleplerini reddetmişlerdir.  

Konya 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2009/4 Esas ve Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi 2018/413 Esas sayılı dosyalarda bugüne kadar mahkemelere verilen onca yeniden yargılama talebine rağmen hukuksuzluğa devam edip talepleri reddettiler.  Böylece Konya 4. Ağır Ceza Mahkemesi 3 kişinin, Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 6 kişinin cezaevinde kalmasına hükmettiler. CMK 311 gereğince Anayasa Mahkemesi kararları emsal gösterilerek yapılan yeniden yargılanma ve tahliye talepleri reddedildi.

Yine AYM’nin bizatihi kendisi hakkında hak ihlali ve yeniden yargılama kararı verdiği Yılmaz ÇELİK dosyasında ise Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 30.11.2020 tarihinde yapılan yeniden yargılanma karar duruşmasında mahkeme heyeti Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararını hiçe sayarak yeniden eski cezanın verilmesine karar verdi. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi yine o malum bildik hukuk dışı Yargıtay İçtihat kararını gerekçe göstererek Yılmaz ÇELİK hakkında 7,5 yıl ceza verdi.

Dolayısıyla bütün bu hukuki süreç Hizb-ut Tahrir ile ilgili yargılamalardaki çelişkileri açık şekilde ortaya koymaktadır. Yasa ve kanunlara aykırı ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen Hizb-ut Tahrir üyeleri hakkında bazı mahkemeler berat kararı verirken bazı mahkemeler daha hala ceza kararları vermeye devam ediyorlar. Hâlbuki Anayasa Mahkemesi ihlal kararları Hizb-ut Tahrir üyesi olmaktan dolayı ceza alan tüm kişiler için esas alınmalı ve tüm dosyalarda emsal kabul edilmelidir.

#YargıZulmüneDurDe

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.