Aylardan Nisan, günlerden yirmi ve yıllardan bin dokuz yüz elli dokuz idi… Yavaş yavaş toprağın uyanmaya başladığı bu mevsimde ben; Nasreddîn Hoca şehri Belde-i Beyza’nın hıdırlığa yakın Sultan dağlarına bakan o güzelim iki katlı tarihî Akşehir evinin ikinci katında, bahar rüzgârlarının ılık ılık estiği güzel bir günde doğmuşum.

Babam, annem ve dedem adımı atalarının daha önce kullandığı Resûlullah efendimizin mübârek sıfatlarından olan “Mücdeba” ve dolayısıyla “güzide, arınmış, has ve seçilmiş, seçkin” anlamlarına gelen “Mustafa” koymuşlar. Arama motoru Google’ye “Mustafa” diye yazdığınızda; 0,71 saniyede karşınıza “Yaklaşık 198.000.000 sonuç bulundu” yazısı çıkıyor.

***

Üstâd bir şiirinde “gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız” derken, neyi kastettiğini bir düşünün. Ana rahminden göbek bağıyla kurtulduktan sonra bir başka dünyaya gözlerinizi açarken kapalı olan akciğerlerinizin açılma sürecinde meydana gelen sancının biraz ağrılı olması dolayısıyla ilk nefes alıştırmamı “ağlayarak” yapan bendeniz, ebe tarafından anamın sımsıcak göğsüne sevgiyle yaslanır yaslanmaz o mucizevî sütü emerken sesimi birden kesmişim!

Bebek-anne ilişkisinden ayrı olarak çocuk dünyaya gelirken acaba neden gözyaşı döker?..

Gözyaşı, yoksa genetik bazı kodlarımızın çözüm şifresi midir?

Şâir ne de güzel söylüyor:

“Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!”

Yunus Emre, insan ömrünü ve hayatı iki satırla özetliyor:

“Ana rahminden geldik pazara,

Bir kefen aldık, döndük mezara!”

Niyazımız odur ki…

Ey Rabbimiz! Bize rızân yolunda tüketeceğimiz bir ömür bahşeyleyip; her hâlimizi rızân ile te’lif eyle!

***

İki kız çocuktan sonra bir erkek çocuğun dünyaya gelmesine son derece “sevindiği” söylenen Ali dedem, şeytan, körpe yüreğime ve ruhuma zarar vermesin diye hemen sağ kulağıma ezan, sol kulağıma kâmet okuduktan sonra “Gürbüz olacak bu çocuk, gürbüz! Ha maşallah!” demiş. Hayata gözlerimi açar açmaz o küçücük kulaklarımla ilk duyduğum ses ezan sesidir.

Ömür dediğin ne ki…

***

Ömür dediğin ne ki…

Bugünden itibaren 62’den gün almış olacağım. “Haddi aşmaya” ise, senelik bir takvim yaprağı mesafe kaldı…

Ötelerden bir haber: “…Rahimlerde dilediğimizi, belirtilmiş bir vakte kadar durduruyoruz, sonra sizi bir bebek halinde çıkarıyoruz. Derken olgunluğa erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). İçinizden kimi (erken) öldürülüyor, kimi de daha önce bazı şeyleri bilirken, sonra (artık çocuk gibi) hiçbir şey bilmez hâle gelmesi için erzel-i ömr’e (ömrün en kötü devrine) itiliyor. Yeri de görürsün ki kupkurudur. Fakat biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten (nice) nebat bitirir.” (Hac/22-5)

Tefsir uzmanları, bu uyarıcı ve son derece düşündürücü haberi şöyle yorumluyor: “Yüce Allah, âyet-i kerimenin son kısmı ile, yeryüzü ve bitkilerin kuruduktan sonra yeniden canlanmasına, insanların da öldükten sonra tekrar aynı şekilde dirileceğine misal vermektedir.”

Kur’an’a göre insan, hayatta “başıboş” bırakılmadığına/bırakılmayacağına göre; ve madem ki başı “Rahmet” olan Ramazan ayındayız, Mukaddes Kitabımız Kur’ân-ı Kerim 1000 aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nde inmeye başladı, o zaman ötelerden dua niteliğinde bir haber:

“Biz insana, anne ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu (karnında) zahmetle taşıdı ve onu zahmetle doğurdu. Onun (ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet o (bedenî) yiğitlik yaşına gelip (bir) de (aklî ve rûhî) kemal çağı ola) kırk yaşına eriştiği zaman: “Yâ Rabbi! Gerek bana, gerek anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi, razı olacağın iyi işler yapmamı bana ilham et ve beni muvaffak kıl. Neslimi de benim için ıslah et (onları iyi insanlar yap). Şüphesiz ben, tevbe edip sana yöneldim ve hakikat ben, (sana) teslim olanlardanım” der.” (Ahkâf/46-15)

Ömür dediğin ne ki…

Rahmetli babam bana, “Oğlum 50 yaşına kadar ne oldunsa oldun, ondan sonrası biraz zor!” derdi. Bu sözün hem mal-mülk sahibi olmak, hem adam olmak, iman-ı kâmil, olgun, şahsiyet sahibi insan olmak açısından çok şey ifade ettiğini ben sonraları anladım. 40 yaş kişiliğin kemâle erdiği olgunluk yaşıdır. 63’ten sonrası ise haddi aşmaktır. 80’den sonrası ise ömrümüzün düşkün devresidir.

Yunus Emre bakın ne diyor:

“Geldi geçti ömrüm benim,

Şol yel esip geçmiş gibi.

Hele bana şöyle gelir,

Şol göz yumup açmış gibi.”

Aziz dostlar!

Tarihin “Korona’dan önce” ve “Korona’dan sonra” diye yeniden yazıldığı, çizildiği ve değişimin anî olarak hızla ilerlediği 21.yüzyılda; bana, başımı yastığa her koyuşumda “bugün Allah için ne yaptın?” diye sormayacaklar mı?

Sevgili dostlar!

Korona’dan önce ben neydim? Korona’dan sonra ne hâle geldim…

Arkadaşlarımla, dostlarımla musafaha dahi yapamaz hale geldim. Dost ve arkadaşlarımla karşılıklı bir çift lâf bile edemiyorum. Evlere hapsolduk! Ev’de hayat yok! Korona’dan dolayı sevdiğimiz şeylerin tadını, lezzetini dahi alamaz hale geldik.

Ne ararsam hep kendimde arıyorum:

“Günâh bende, kusur bende, suç bende”.

Muhterem arkadaşlarım ve sevgili takipçilerim!

Koronavirüs beni en büyük düşmanımız olan Şeytan’ı, hileleri ve desiselerini daha iyi tanımama vesile olduğu gibi beni Kur’an’la da buluşturdu. Allah’ı daha çok sevmeme, Hz. Peygamberi daha çok sevmeme, anmama, hatırlamaya vesile kıldı. Koronavirüs’ün kötülüğünden çok iyiliğini gördüm desem yeridir. Azan, azgınlaşan, zıvanadan çıkan insanoğlunu bir ajan virüs dizginledi desem yine yeridir.

Siz görene değil, gösterene bakın!

***

20 Nisan’da bir yaşıma daha girdim.

Bana hayırlı, sağlıklı ve bereketli ömürler dileyerek AD GÜNÜMÜ kutlayan, tebrik eden herkese teşekkürü büyük bir borç bilirim.

İYİ Kİ VARSINIZ…

Mustafa Balkan

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.