Özlüyoruz o eski günlerimizi. Çocukluğumuzu gençlik yıllarımızı. İlkokul yıllarımızı, ortaokulu, liseyi, üniversite yıllarımızı özlüyoruz. Gençliğimizi, heyecanlı yıllarımızı, tarlamızı, bahçemizi, mahallemizi, o zamanın büyüklerini, dostluklarını, oyunlarını temiz yürekli insanlarını ....özlüyoruz.
Bir hatırlatma olsun babından bir kaç paragraf kaleme almak istedim. İşte! eski günlerden bir kaç hatırlarma:

Ana sınıfımız yoktu. Direk birinci sınıftan başlardık okumaya. Kara tahta ve tebeşir vardı. Sınıflarımızın altı tahtaydı, şimdiki gibi kalebodur değildi. Her birimizin ayağında kara lastik vardı. Yamalı pantollarımız. Ama yüreğimizde sevgi ve samimiyet. Hayat doluyduk, mutluyduk, huzurluyduk. Şimdiki gibi her şey var ama, "HUZUR ve MUTLULUK" yok.

Okulun hem öğrencisiydik, hem müstahtemi. Okul paydos olduktan sonra nöbetçi öğrenciler okulu siler süpürürdü. Okulun tuvaletlerini taşıma su ile biz yıkardık. Sınıflarımız kaloriferli değil sobalıydı. O soba ateşini insan özlemez mi hiç! Ne güzel günlerdi beee!!!

O sobayı bükük öğrenciler yakardı. Devlet yakacak yardımı yapmazdı, velilerimiz (anne ya da ablalarımız ) sırtlarında odun getirirlerdi okullara. Odunluklar vardı, oraya koyarlardı. Odunları öğrenciler (bizler) sobaya göre keserdik. Odun kokusu burnumuza gelirdi. Her sey doğaldı. Şimdiki gibi, doğal gazlı okullar yoktu.

Bahçede oyunlar kurar oynardık. Yesir oyunu, deve cüce, top, voleybol, yakan top, misket, çizik taş.....gibi oyunlarımız vardı. O zamanlar oyuncakçı dükkanlar yoktu, oyuncaklarımızı biz yapardık. Takım kurabiliyor, güzel oyunlar oynuyor, mutlu oluyorduk. Öğretmenler olmazsa bile. Şimdi öğretmenlerin öncülüğünde bile öģrencilere oyun oynatamiyorsun. Efendim çocuk bilgisayarda oyun ancak oynayabiliyor, dijital dünyanın çocukları, apartman çocukları... maşallah her şey ayaklarına hazır geliyor. Ne iyi. Ama ben bu zamanenin çocukları gibi yaşamak istemezdim. O çocukluk dönemimi özlüyorum.

Ayağımızda kara lastik, pantolumuz diz kapaklarından ve arkadan yamalı, önlüğümüz siyah ve saluk, çantamız un çuvalından çuvalduzla dikilmiş, sert ve ucları kesik beyaz yakalığımız vardı. O yakalık ki , boynumuzu ve boğazımızı keserdi. Çantamiz her şeyimizdi. Bütün kitaplarımız içindeydi. Öyle şimdiki gibi özel odamız kütüphanemiz yoktu. Ama olsun o kitapları zevkle bir daha bir daha okur, zevkinin doruğuna varamazdık. Şimdiki gibi onlarca kitabı kenara yığıp hangisini okusam diye düşünmezdik.

Kitaplarımız cok değerliydi. Temiz saklar, gazete kağıtlarıyla kaplar özenle saklardık. Bir dahaki yıl onları kullanacak birileri var diye düşünürdük. Şimdiki nesil gibi bencil değildik.
Beslenme çantamız poşetimizdi, avuçlarımızın içi suluğumuzdu, okuldaki yemeğimiz kuru mısır ekmeği, katığımız tarlada yatiştirdiğimiz mis kokulu pırasaydı. Meyvemiz muz değil bahcemizden topladığımiz elma ve armutlardı. Catal kaşığımız parmaklarımız , sofra bezimiz poşetimiz, bıçağımiz ellerimiz ya da dişlerimizdi. Hayatımız sadeydi, şimdiki gibi karmaşık değildi.
Kışı kış gibi, baharı bahar gibi, yazı yaz gibi yaşardık. Şehir ortamındaki gibi mevsimsiz yaşamazdık. Yağmurun sesini, teneke ile örtülü çatılarımızdan bir melodi gibi kulaklarımıza işlerdi. Yağan karın güzelliğini pencereden seyrederdik, bazen lapa lapa yağan karın altında oynar zaman geçirirdik.

Servis aracımız yoktu. Okulumuz uzaklarda olsa bile yürürdük, biz giderdik tek başımıza. Güvenlik korkusu diye bir şey bilmezdik. Öyle çocuk tacizleri, çocuk kaçırmaları gibi kavramlar literatürümüzde yoktu. Bir durum olsa herhangi bir adama sorar, yardım isteyebilirdin. Herkese güven vardı. Şimdiki gibi "polis amcayı bul ona sor" denmezdi. Herkes yerine gòre "polis amca" gibiydi. Nerde kaldı o günler!! Özleniyorsunuz;

Ey! Eski günler!

Ortaokul günlerimiz bambaşkaydı. Kiradaydık. Bir odanın içinde iki öğrenci. Yaş 14, 15 civarı. 15 metrekare i
idamız; hem mutfağımız hem banyomuz, hem çalışma odamız yerine göre de misafir odamızdı. Odamız küçüktü ama mutluyduk. Şimdi evlerimiz geniş , eşyalar çok , imkânlar geniş, ancak mutluluk eksiktir. Mutluluk olmayınca ben ne yapıyım o geniş evi. Size kalsın. Bana mutluluğumu verin.

Siframızı o yaşlarda biz kurardık. Sabah kahvaltımız ekmek ve küçük tüpün üzerinde kaynatarak yaptığımız çayımızdı. Katığımız pek olmazdı. Buna rağmen o çayın ve ekmeğin lezzetini şimdiki zengin kahvaltı sofralarına değişmem.

Kahvaltıda yazıyı sonlandırayım . Nasipse devamını getirmeye çalışacağım. Bu yazıyı okuyacak olan kardeşlerimize bir nepzecik dahi olsa geçmişlerini bir hatırlamalarına katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Okuyan kardeşlerimiz olursa bir kaç cümle ile değerlendirmelerini yazarlarda memnun olurum. Bu vesile ile cümlenizi sevgi ve saygıyla selâmlıyor, iyi ramazanlar diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.