maltepe escort alanya escort kartal escort manavgat escort Evrim Teorisi’ni ilk Müslüman bilimadamları geliştirmiştir...

Allah sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. (Nuh-17)
Geniş meali: Allah sizi, insan neslinin dölsüz ilk yaratılışını, yerden, topraktan gerçekleştirmekte, neslin devamını da topraktan yetişen gıda özünden meydana getirmektedir. (Nuh-17)

Önce Avrupa kaynaklı evrim teorisi nedir bir bakalım:
Materyalist evrim teorisi, Fransız Devrimi, Endüstri Devrimi süreçlerinden geçmekte olduğu dönemde Avrupalılara; Kilise ve Tanrı'yı sosyal, siyasal, bireysel hayattan kovma imkanı vermiştir. Evrim, Tanrı'nın yaratma eyleminin tesadüflere ihale edilmesi anlamını taşır, ortada bir Yaratıcı ve O'nun gözetleyiciliği/ödül-ceza vericiliği kalmayınca da, insan aklının ve bireyselliğin dönemi başlamış olur. Pozitivizm ortaya çıkar ve her şeyi doğa yasalarıyla açıklamaya başlar. Evrim, bu gibi nedenlerle Avrupa'nın modern tarihini de şekillendiren ciddi bir küresel tabudur. Bundan dolayı Avrupalı kapitalistler kendi geliştirdikleri materyalist evrim teorisini sımsıkı sahiplenmişler ve dikta etmişlerdir. Bizim itiraz ettiğimiz evrim teorisi Allah'ı dışlayan materyalist Avrupa evrim teorisidir.

Evrim Teorisi’ni Müslümanlar işlemiş ve geliştirmişlerdir. İlk defa Cahiz (ö. 255/868), göçlerin ve genel olarak çevrenin, kuşların hayatında yaptığı değişikliğe dikkati çekmiştir. Daha sonra İbn Miskeveyh (ö. 421/1030), el-Favzul-Asgar adlı eserinde bu evrim görüşüne daha belirgin bir şekil vermiştir. Evrim Teorisi’nin kurucusu Darwin’den (1809-1882) çok önce Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1772), Marifetnamesi’nin 31-32’nci sayfalarında özetlemiştir.

Allah için zaman söz konusu değildir. O’na göre milyonlarca yılla bir an aynıdır. Çünkü sonlu varlıklar olan bizler, zamanı böler ve parça parça algılarız. Ama Allah, parçaları bütünleştirir. Çokluklar O’nda bir olur. Damlalar denizle bütünleşir. Kesret (çokluk), vahdete (birliğe) döner.

Allah’ı insanla kıyaslamak, sınırsız kavramı sınırlı algılarla karşılaştırmak, insanı yanlış yargılara götürür. Kaldı ki birden bire yaratıvermek basit bir şeydir. Ama ince planlar, yasalarla milyonlarca yıl içinde dünyadan süzüle süzüle meydana getirilmiş varlığın değeri büyüktür. Bundan dolayı Allah, insan için, “Gerçekten biz, insanoğluna çok ikramda bulunduk, onu çok değerli, şerefli yaptık” (İsra: 70) buyurmak suretiyle insanın değerini belirtmiştir. Kur’ân’ın ifadesine göre üzerindeki canlıların anası olan şu dünya, dört ilahi günlük, yani dört büyük zamanlı evrim sürecinden geçirilerek bu şekline sokulmuştur. Canlıların zübdesi olan insan da çok derin bilgi, ince hesap ve planların sonucunda süzüle süzüle doğa güçlerine hükmeden, dünyayı onaran, daima ilerleyen, kalkınan mükemmel bir varlık haline getirilmiştir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetnamesi’nde evrim hakkındaki görüşlerini şöyle özetlemiştir: 
Varın yok olması, yoğun var olması mümkün değildir. Var daima var, yok da daima yoktur. Fakat var, bir mertebeden diğer mertebeye, bir halden diğer hale geçebilir. Allah’ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur (eleman), istihale (evrim) ile birbirine karışmış, unsurların izdivacından (karışımından) önce madenler, ondan bitkiler, ondan hayvanlar vücuda gelmiş ve hayvan kemalini bulunca insan meydana gelmiştir."

"Madenlerle bitkiler arasında ara varlık mercandır, bitkilerle hayvanlar arasında ara varlık hurmadır, hayvanlarla insanlar arasında ara varlık maymundur. Zira cümle azası, kıl ve kuyruktan başka içi dışı insana benzer. Aracıların varlığının hikmeti şudur ki, her biri kendi mertebesinin aşağısından en yükseğine vasıl olup varlıklar mertebesi bir düzenle sıralanıp insan mertebesinde son bulur. Gaye, devr-ü zemanın tetimmesi (yaratıkları dolaşan nefsin, olgunluğun doruğu olan başlangıç noktasına varması), cihanın özü olan insanın meydana gelmesidir. İşte bu mertebede ahlaken yükselip Tanrı huylarıyla vasıflanan kişi, marifet kemaline erip küllî (bütünsel) akla kavuşmuş ve bu mertebede varlık dairesi birleşip tamamlanmıştır. Onun iptidası (o dairenin başlangıcı) akl-ı evvel (ilk akıl), sonu da insan-ı kâmildir (olgun insan).”

973 Yılında, Havârizm şehrinin bir kenar mahallesinde bir Türk çocuğu dünyaya geliyor. Biruni adındaki bu çocuk daha küçük yaşlarda bilime merak sarıyor; ve yaşı ilerledikçe matematik, astronomi, fizik, eczacılık ve felsefe başlıca uğraşları arasında yer alıyor. Bu çocuk on yaşındayken, bulunduğu şehirde bir dernek kuruluyor. Dernek üyeleri kendilerini “İhvânu’s-Safa” diye isimlendiriyorlar; yani Türkçemizle “Temiz Kardeşler”…
Temiz Kardeşler, evrim konusunda şunları söylüyorlar:
Allah’ın, bütün varlık ana türlerini oluşturmaya kabiliyetli kıldığı ve ilk olarak yarattığı bir güç, ilk hareket ve evrimiyle çeşitli ruhi varlıkları ve semavi cisimleri, daha sonra temel maddi unsurları, sonra da seri halde, mertebe mertebe çeşitli maden, bitki ve hayvan türlerini oluşturduktan sonra, son olarak insan türünü oluşturmuştur.
İşte böyle!..

Evrim Teorisi Darwin’den neredeyse 1.000 yıl önce bu şekilde anlatılmaktaydı.

Biruni de bu akımdan etkilenmiş ve benzer şeyler söylemiş, bu konuda kapsamlı bir çalışma yapmıştı. (Bu kitap Avrupa dillerine çevrildi) Biruni’den 3 yıl sonra doğan İbn Miskeveyh ise aynen şunları söyleyebiliyordu (bu arada dikkatinizi çekerim tüm bunlar 1.000 yıl önce söyleniyor, ortada henüz modern bilim yokken) “… sonra hayvanların son mertebesine yaklaşılır. Ardından alemin en yücesine çıkılır ve insan mertebesine girilir. Bu mertebe en şerefli olmasına rağmen, insan mertebesinin en aşağı mertebesidir. Bu da maymun ve insana benzeyen diğer benzer hayvanlar mertebesidir. Maymunla insan arasında çok küçük bir mesafe kalır. Biraz daha ileri gidilse, bu insan oluverir. Vücud amudileşir, eşyayı temyiz kuvveti ortaya çıkar. Bu kuvvetle bilmek ve anlamak başlar. Nefsin tesirinin artmasıyla, anlayış ve temyizle birlikte edebilik ortaya çıkar. Kendinden aşağıdakilere göre, bu tür en şereflisiyse de, gerçekten kamil insanlara nazaran en aşağı mertebedir.”
Biruni Kur'an'a dayanarak çalışmalarını yapar ve yazardır, “Kitâbu Tahkîk” adlı eserinden bir alıntı: “Çiftçi, kötüsünü yok ederek, seçtiği mısırı istediği kadar üretebilir. Bahçıvan, istemediği bütün diğer ağaçları keserek, güzel gördüklerini seçip yaşatabilir. Balaraları, kovanda çalışmayanları ve sadece balı yiyenleri öldürür.
Tabiat da, bizzat benzer işi yapar; bununla birlikte, bütün şartlar altında fiili aynı ve tek olduğu için, bir ayrıcalık da göstermez. Yok olacak ağaçların meyve ve yapraklarının yok olmasına tabiat müsaade eder; böylece de, onların tabiat ekonomisine bağlı olarak, üremeleri kuralını ihlal etmelerini önler. Başkalarına yer vermek için onları yok eder.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.